Abdülmecit Efendi

 

(1868-1944)

Kültürel ve sosyal yaşamda etkin rol oynamış olan ressam Abdülmecid Efendi, Sultan Abdülaziz’in oğludur. Şehzade, hanedanın son veliahtı ve halifesi olarak Osmanlı aydınlanmasının ve modernleşmesinin simgelerinden biridir. Akademik anlamda bir sanat eğitimi almayan Abdülmecid Efendi, çocuk yaşta askeri ve dini eğitim görmüş, binicilik, avcılık, eskrim ve nişancılıkta ustalaşmış, resme ve müziğe özel bir ilgi duymuştur. Fotoğraf, gravür gibi kaynakları, saray koleksiyonunu, anatomi ve sanat kitaplarını okuyup incelemiş, sanat ve kültür adamlarına, etkinliklerine destek vermiştir. Arapça, Farsça, Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerini bilen Abdülmecid Efendi, mimarlık, tarih ve edebiyata merak duymuş, dönemin yayınlarını izlemiş, kütüphanesini çeşitli yerli ve yabancı kitaplar ve takip ettiği süreli yayınlarla zenginleştirmiştir. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Avrupa ülkelerini ziyaret etme olanağı bulmuştur. Tarihi, sosyal ve siyasi konularla ilgilenen Abdülmecid Efendi, Fransa’ya resim ve piyano eğitimi için çok sayıda öğrenci göndermiştir. Bu süreçte kurulan Ermeni Kadınlar Birliği, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti (1877/1923), Pierre Loti Cemiyeti (1920), Osmanlı Dostları Cemiyeti (Sociéte de amis Stamboul, 1911), Osmanlı Ressamlar Cemiyeti (1908), gibi toplumsal, kültürel ve sanatsal örgütlerin içinde yer almış, çoğunun fahri başkanlığını yapmış, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nin, 1911-1914 yılları arasında çıkarttığı gazeteye destek vermiş, 1901, 1902 ve 1903’te açılan İstanbul Salonları, ilki 1916’da düzenlenen Galatasaray Sergileri onun himayesinde gerçekleşmiştir. 1917’de savaş resimleri yapmak üzere oluşturulan Şişli Atölyesi’ni ziyaret etmiş, bu konuda resimler yapmış, 1886-1944 yılları arasında birçok sanat etkinliği gerçekleştirmiş, Paris Salonları'na, Galatasaray ve Viyana sergilerine katılmıştır.  

“Demokrat prens” olarak anılan Abdülmecid Efendi, Osmanlı ve Avrupalı sanatçı, siyasetçi, düşünür, kültür ve bilim adamı birçok kişiyle, 1883’de eğitime başlayan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi hocalarıyla yakın ilişki içinde olmuş, Osman Hamdi ve Salvatore Valeri’den dersler almış, II. Abdülhamit’in saray ressamı Fausto Zanoro ve 1914 Osmanlı İzlenimcileri ile dostluklar kurmuş, birlikte çalışmıştır. Adolphe Thalasso, L’art Ottoman les peintres de Turquie (1920) adlı kitabını ona ithaf etmiştir.

Sanat koruyuculuğunun yanı sıra hat, müzik ve edebiyat alanlarında da etkin olan Abdülmecid Efendi, 1922’de halife ilan edilmiş, 1924’te hilafetin kaldırılmasıyla ailesi ile birlikte ülkeyi terk ederek İsviçre’ye yerleşmiş, oradan Nice’e geçmiş ve ölümüne kadar Paris’te yaşamıştır.

Hareminin, sanatçı, yazar ve yakınlarının portrelerini yapmıştır. Bunlar arasında Şehzade Ömer Faruk’un Portresi ile Sultan Abdülmecid Portresi de bulunmaktadır.

Tarihi konular ve İstanbul manzaraları resimleyen Abdülmecid Efendi, farklı içeriklerle ele aldığı resimlerinde kadını kültürlü, eğitimli bir birey olarak edilgen değil etkin biçimde göstermiştir. Dönemin, edebiyat, tarih ve düşünce alanındaki önemli yazarlarının eserlerini barındıran zengin kütüphanesi kadınların kullanımına, okumasına, bilgilenmesine açıktı.

Harem’de Goethe adlı yapıtında, Beethoven’in sonatından, Wagner’in eserlerinden en seçkin parçaları çalıp yorumlayan Osmanlı kadını bu kez de Goethe’nin Faust’unu okurken gösterilmiştir. Kendine güvenen bu kadın, parmaklarını kitabın arasına koyarak okumaya ara verdiği bir anda öğrendiklerini hazmetmeye çalışmakta, düşünmektedir. Yanı başındaki işlemeli sehpada savruk biçimde duran, farklı yerlerden/ülkelerden postalandığı anlaşılan mektuplar, onun bedensel ve düşünsel olarak haremin sınırları içinde kalmadığını, dostlarıyla yazıştığını, dünyayla ilişki içinde olduğunu vurgular.